Öğretmenleri Mağdur Etmeyelim!

Erdal Altun : "Öğretmenleri Mağdur Etmeyelim"

Öğretmenleri Mağdur Etmeyelim!

Öğretmen Erdal ALTUN , MEB'in bütün tepkilere rağmen yapmakta ısrar ettiği ve sınav başvurularını başlattığı 2022 ÖKBS ile ilgili öğretmenlerin fikirlerini dile getirmek için harika bir yazı kaleme almış, o yazıyı aynen yayınlıyoruz:

Öğretmenleri Mağdur Etmeyelim!

Öğretmenlere yapılması planlanan kariyer sınavları ile ilgili tartışmaları yakından takip ediyorum. Onlarca öğretmenin görüşünü ve eleştirisini okudum. Bu doğrultuda 7354 Sayılı Öğretmenlik Meslek Kanunu’nu tekrar tekrar okudum, içerisinde çok fazla tutarsızlık ve haksızlık olduğunu gördüm. Dolayısıyla bu Kanun’u eleştiren öğretmenlere hak vermemek elde değil. En başta ölçülenle ölçme arasında bir tutarsızlık var. Ölçülmek istenilen öğretmenlik, bir uygulama mesleği. Ölçme; ezbere dayalı, geleneksel ve çoktan seçmeli bir sınav. Hâlbuki uygulamaya dayalı öğretmenlik testle değil, uygulamadan elde edilen ölçütlerle değerlendirilmelidir. Bundan dolayı sınavın yerine kıdem, eğitim, bilimsel, kültürel, sanatsal, sportif çalışmalar ve iş başarısı gibi ölçütler getirilebilir. Kanun’un 3. maddesinde diyor ki “öğretmenlik mesleğine hazırlık; genel kültür, özel alan eğitimi ve pedagojik formasyon/öğretmenlik meslek bilgisi ile sağlanır.” Oysa kariyer sınavı ağırlıklı olarak eğitim bilimleri üzerinden yapılıyor. Genel kültür ve özel alan eğitimi sınavda bulunmuyor.  Bu da şunu gösteriyor ki “Uzman Öğretmenlik Yetiştirme Programı Çalışma Kitabı”nda belirttiği üzere sınavın kapsam geçerliliği yok. Kanun’da uzman öğretmenlik ve başöğretmenliğin görev tanımları da yapılmıyor. Bu nedenle kariyer adlandırmalarının içi boş kalıyor. Öğretmenler unvanları alsalar bile yine aynı işi yapmaya devam edecekler. O hâlde öğretmenler diyor ki aynı işi yapmaya devam edeceğimize göre bu unvanlara ne gerek var? Amaç eğer öğretmenlerin maaşlarını artırmaksa bu çalışma, unvan verilmeden de yapılabilir.

Bunların yanında öğretmenlerin gördükleri bazı haksızlıklar da bulunuyor. Bu haksızlıklar öğretmenleri kendi aralarında iç huzursuzluğa sürüklüyor. Öğretmen olurken birden çok sınava giren öğretmenler daha önce sınava tabi tutuldukları eğitim bilimlerinden tekrar sınav olmak istemiyorlar. Eğer eğitim bilimleriyle uzman öğretmen veya başöğretmen olunuyorsa bunları daha önceden zaten gördük diyorlar. Kaldı ki bunların bir kısmı ezber ve uygulanabilir değil. Bu noktada eğitim fakültesini bitiren öğretmenlerin feryadı daha da yükseliyor. Eğitim fakültesini okurken eğitim bilimleri derslerini alan öğretmenler, bu dersleri sonradan tezsiz yüksek lisans adı altında alan fen edebiyatları ve diğer fakülteleri bitiren öğretmenlere sınavsız geçiş hakkı tanınmasına karşı çıkıyorlar. Suçumuz eğitim fakültesini bitirmek midir, diyorlar. Bunun yanında sadece beş yıllık eğitim fakültesini bitirenlerin yüksek lisanslı sayılmasını da yanlış buluyorlar. Kanun’da sınavsız geçiş hakkı tanınan yüksek lisanslılar arasında alan ve süre bakımından farklılıklar var. Bu durum da bazı tartışmaları beraberinde getiriyor. Önceki yıllarda pedagojik formasyon belgesiyle öğretmen olanlar, pedagojik formasyon olarak tezsiz yüksek yapanlara sınavsız geçiş hakkı tanınmasını doğru bulmuyorlar. Onlara göre dersler aynı, belgeler farklı diye ayrım yapmak doğru değil. Öğretmenlik yaparken ikinci bir fakülte ya da yüksekokul bitiren öğretmenler, emeklerinin tezsiz yüksek kadar değer görmemesini çok haksız buluyorlar. Bütün bunlar düşünüldüğünde iş, içinden çıkılmaz bir hâl alıyor.

Vardığım sonucu binlerce öğretmenin günlerdir söylediği gibi söyleyeyim: Bu Kanun, öğretmenleri kesinlikle huzursuz, mutsuz ve mağdur edecek. Geride kalbi kırık, kendisini değersiz hisseden binlerce öğretmen bırakacak. Bu öğretmenler öğrencilere faydalı olamayacak. Okul iklimi bozulacak. Kamuda çalışan binlerce meslek sahibinin hepsi kendilerini geliştirmiş de bir tek öğretmenler geri kalmış gibi davranarak öğretmenleri sınava almak doğru olmaz. Bu tavır onları geliştirmez, rencide eder. Öğretmen zaten kendini geliştirmek zorundadır. Başka türlü ayakta duramaz. Bakanlık bu eleştirilerden alınmak yerine yararlanabilir. Neticede bu Kanun’u eleştirenlerin çoğunluğunun iyi niyetli olduğunu, Türk millî eğitiminin gelişmesini istediğini düşünüyorum. Temmuz ayından beri süren tartışmalar yüzünden zihnen yorulan öğretmenleri yeni eğitim öğretim yılına başlarken onların haklı isteklerini yerine getirerek rahatlatmak, maddi açıdan da desteklemek en doğrusudur.

Öğretmenler kısaca diyor ki bizi sınava değil, dikkate alın; notla değerlendirmeyin, değer verin; ayrıştırmayın, birleştirin; mağdur etmeyin, memnun edin.

Erdal Altun-Öğretmen

Güncelleme Tarihi: 28 Eylül 2022, 09:51
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER