Sosyal Duygusal Öğrenme Becerilerin Geliştirilmesi (Başöğretmenlik Konusu)

MEB 2022 (ÖKBS) Başöğretmenlik Sınavı ÖBA "Sosyal Duygusal Öğrenme Becerilerin Geliştirilmesi" Konu Anlatımı-Ders Notu

Sosyal Duygusal Öğrenme Becerilerin Geliştirilmesi (Başöğretmenlik Konusu)

2022 MEB (ÖKBS) Başöğretmenlik Sınavına Hazırlık ÖBA "Sosyal Duygusal Öğrenme Becerilerin Geliştirilmesi" Konu Anlatımı-Ders Notu

2022 (ÖKBS) Öğretmen Kariyer Basamakları; Başöğretmenlik Sınav konularından biri de "Sosyal Duygusal Öğrenme Becerilerin Geliştirilmesi" konusudur. Bu konudan Başöğretmenlik sınavında 6 adet soru sorulacak.Sınavda toplam 100 soru sorulacak.Bu konudan uzman öğretmenlik sınvında soru sorulayacak sadece Başöğretmenlik sınavında sorulacakç Başöğretmenlik yazılı sınavlarında 70 soruyu doğru yapan öğretmen sınavı kazanmış olacak. 19 Kasım 2022 tarihinde yapılacak sınavın sonuçları 12 Aralık'ta açıklanacak.

ÖBA Başöğretmenlik "Sosyal Duygusal Öğrenme Becerilerin Geliştirilmesi" Konu anlatım dokümanı İNDİR (18 Temmuz'da MEB Yayınladı)

591 sayfalık Başöğretmenlik Yetiştirme Programı Çalışma Kitapları konu konu aşağıdan indirilebilir

Başöğretmenlik Konu Dokümanları (ÖBA) - pdf

1. Öğrenme ve Öğretme Süreçleri
2. Ölçme ve Değerlendirme
3. Özel Eğitim ve Rehberlik
4. Eğitim Araştırmaları ve Ar-Ge Çalışmaları
5. Eğitimde Kapsayıcılık
6. Çevre Eğitimi ve iklim Değişikliği
7. Sosyal Etkileşim ve iletişim
8. Dijital Yetkinlik
9. Güvenli Okul ve Okul Güvenliği
10. Okul Geliştirme ve Liderlik
11Sosyal Duygusal Öğrenme Becerilerin Geliştirilmesi
12. Bilişsel Düşünme Becerileri


Uzman Öğretmenlik Başöğretmenlik Sınavı ÖBA "Güvenli Okul ve Okul Güvenliği" Konu Anlatımı-Ders Notu

Hem çocuklar hem de yetişkinler için sosyal duygusal beceriler "duyguları anlayıp yönetmek, olumlu hedefler belirleyip bu hedeflere ulaşmak, empati duymak ve göstermek, pozitif ilişker kurmak, bu ilişkileri sürdürmek ve verdiği kararların sorumluluğunu üstlenmek için gerekli olan bilgi tutum ve beceriler" olarak tanımlanmaktadır.

Sosyal - duygusal beceriler, öğretilebilen ve öğrenilebilen becerilerdir. Yapılan araştırmalar sosyal duygusal öğrenmenin her yaşta ve ortamda mümkün olduğunu ancak bu becerilerin küçük yaşlarda daha kolay kazanıldığı ve etkisinin ileri yaşlarda daha çok hissedildiğini ortaya koymaktadır.

2021 Eylül’de OECD Sosyal ve Duygusal Beceriler Araştırması Türkiye Ön Raporu yayınlandı. 10 ve 15 yaş grubundaki öğrencilerin sosyal-duygusal becerilerinin araştırıldığı bu raporda duygusal becerilerin akademik başarıyla ilişkisi de araştırılmış.

Görev performansı” ve “açık fikirlilik” becerileri başlıkları altında merak, sebat, sorumluluk ve girişkenlik becerilerinin akademik başarıyı olumlu yönde etkilediğini ortaya çıkarmıştır.

TUSİAD’ın yayınladığı “Sosyal ve Duygusal Öğrenme Becerileri” raporunda “iş gücünden beklenen beceriler” başlığı altında yaratıcılık, sorgulayıcı düşünme, inisiyatif alma, ikna ve müzakere becerileri, karmaşık problem çözme, esnek düşünme, zorluklar karşısında pes etmeme, detaylara inme ve hakim olma, liderlik, duygusal zeka, hizmet odaklık gibi sosyal duygusal becerileri de kapsayan beceriler olarak açıklanmaktadır.

Sosyal - duygusal öğrenme becerileri ile ilgili yapılan tüm araştırmalardan çıkan sonuç : Öğrencilerin bütüncül gelişimini sağlamak için bilişsel becerilerinin yanı sıra onları sosyal ve duygusal becerileri de desteklemek gerektiğidir.
Sosyal ve duygusal becerilere sahip insanlar; okul, iş ve özel hayatlarında başarılı, huzurlu ve mutlu olabiliyorlar. İyi olma halleri ve yaşam kaliteleri gelişen kişiler, daha üretken ve yaratıcı olma şansına sahip oluyorlar.

Duygusal beceriler eğitimi alan öğrenciler;
-Duygularını tanır ve adlandırabilirler.
-Kendi istek ve ihtiyaçlarını fark edip bunları uygun şekilde ifade edebilir ve gerektiğinde yönetebilir.
-Karşısındakinin ne hissettiğini anlayıp onlara ihtiyacı olan bilgiyi verebilir.
-Yoğun duygulalarını terk edip sakinleşme adımlarını uygulayabilir.
-Problemleri uygun şekilde ifade edip etkili problem çözmelerini deneyebilirler.
-Zor durumlar karşısında verilecek dürtüsel tepkinin sonuçlarını öngörebilir ve herkes için uygun çözümü seçmeyi denerler.
-Sorumlu karar verme ve uygulama süreçlerini uygular.
-Öğrenmeye engele olabilecek davranışları azaltır.
-Öğrenci, öğretmen ilişkisini güçlendirir.
-Yaşayarak öğrenmeyi destekler.
-Konuların daha iyi anlaşılmasını destekler.

Erken yaşlardan itibaren bireylerin sosyal ve duygusal becerilerini desteklemenin, destekleyici aile ve öğrenme ortamları oluşturmanın birçok faydası vardır. Bu konuda yapılan sayısız araştırmayı kısaca özetlemek gerekirse; SDÖ temelli programlara dahil olan çocukların ve gençlerin ileriki dönemlerde yaşam becerileri, sağlıklı ve olumlu ilişki kurma becerileri, akademik başarıları, iş hayatındaki başarıları, bilişsel, dil ve sosyal becerileri, dayanıklılıkları, olumlu sosyal davranışları, psikolojik iyi olma halleri, sorumlu ve katılımcı vatandaşlık davranışları ve öz saygı ve özgüvenlerinde artış görülmüştür. Aynı şekilde bu programlara destek olan, sosyal duygusal becerileri desteklenen çocukların ve gençlerin olumsuz sosyal davranışlarında, stres ve kaygılarında, zararlı madde kullanımlarında, çatışma durumlarında, suça yönelim oranlarında, okul terkinde, zorbalık davranışlarında, şiddet içeren davranışlarında, değersizlik ve güvensizlik hislerinde azalma görülmüştür.

SDÖ, öğrencilerin duyguları tanımak ve yönetmek, ilişkiler kurmak, kişilerarası sorunları çözmek ve etkili ve etik kararlar almak için gerekli becerileri geliştirdikleri bir süreçtir. SDÖ’nün önemi, okul gelişimi ve bireysel öğrenci başarısı ile ilgili politika tartışmaları bağlamında büyümeye devam ediyor. OECD gelecek PISA ölçümlerinde gençlerin SDÖ yetkinliklerini ölçmek için çalışmalar yapıyor. Sonuç olarak, eğitimciler ve ebeveynler öğrencilerin SDÖ yeterliliklerini geliştirmelerini teşvik etmek için en etkili stratejileri en iyi nasıl uygulayacaklarını anlamalıdır. Diğer yandan da bunu anlamak için, kendi SDÖ yeterliliklerini nasıl geliştireceklerini ve geliştireceklerini de anlamalıdırlar çünkü öğretmenlerin ve ebeveynlerin sosyal ve duygusal yetkinlikleri hem sosyal hem de öğretim düzeyindeki öğrencilerle nasıl etkileşime girdiklerini doğrudan etkiler.

Sosyal ve Duygusal Becerilerin Önemi

Sosyal ve duygusal beceriler, sağladıkları çok boyutlu yararlar ile öğrencileri çeşitli açılardan desteklemektedir. Bu becerilerin önemi ve sağladığı yararlar alanyazında farklı başlıklarda değerlendirilmektedir.

Öğrenmeyi Kolaylaştırma

Öğrenme, içinde birçok değişkeni barındıran karmaşık bir süreçtir. Tanımı bir kuramdan diğerine farklılaşsa da öğrenmeye yönelik tanımlamalarda bu sürecin bilişsel beceriler kadar sosyal ve duygusal özelliklerden de etkilendiği ifade edilmektedir.Dolayısıyla bireyin etkin bir şekilde öğrenerek elde ettiği kazanımları hayatında kullanabilmesi için sosyal ve duygusal becerilerle desteklenmesi önemlidir. Bu beceriler, öğrencilerin öğrenme süreçleri ile birlikte dolaylı olarak akademik başarıları ve okulda kurdukları sosyal etkileşimleri üzerinde etki sahibidir.

Sosyal ve duygusal beceriler eğitiminin çocukları okul yaşamına hazırlama ve onların akademik başarısını arttırmadaki önemi giderek daha çok vurgulanmaktadır.OECD (2015) tarafından yayınlanan raporda sosyal ve duygusal becerilerde dengeli gelişim sağlamış çocuk yetiştirmek 21. yüzyılın önemli gereksinimleri arasında gösterilmiştir. Bu çerçevede bireylere kazandırılması gereken beceriler arasında amaca ulaşma, başkalarıyla çalışma ve duyguları yönetme gibi beceriler alt becerilerle ilişkilendirilerek yaşam için gerekli beceriler olarak ifade edilmiştir.Araştırmacılar sosyal ve duygusal becerilerin öğrenme-öğretme sürecini doğrudan etkilediğini belirtmektedir.Araştırmalar, çevresi ile iletişim kuramayan, duygularını ifade etmekte zorlanan, empati yeteneği ve karar alma mekanizması yetersiz olan çocukların bilişsel yönden gelişmeleri ve bulundukları ortama uyum sağlamalarının güç olduğunu göstermektedir.Benzer şekilde, sosyal ve duygusal açıdan yetersiz gelişim gösteren öğrencilerin bu becerilerinde eksiklikler telafi edilmediğinde akademik başarılarının düşebileceği, iyilik hallerinin olumsuz etkilenebileceği ve sınıfa da yeterince uyum sağlayamayacakları vurgulanmaktadır.Ayrıca sosyal ve duygusal becerilerin yetersizliği durumunda öğrenmelerin kalıcı olması da güçleşmektedir.Bu doğrultuda, sosyal ve duygusal becerilerin eğitimdeki rolünün önemli olduğu açıktır.

Davranış Problemlerini Azaltma

Okul yıllarında yaşanan davranış problemleri öğrencilerin akademik becerileri kadar sosyal ve duygusal becerileriyle de ilişkilidir.Gelişim dönemlerinin getirisiyle özellikle ortaokul ve sonrasındaki düzeylerde ortaya çıkan davranış sorunları, öğrencilerin eğitim ve kariyer yaşantılarını önemli ölçüde etkileyebilmektedir.Sosyal ve duygusal beceriler, öğrencilerin madde kullanımı, şiddete eğilimli davranış gösterme, okul terki gibi riskli durumlarla karşılaştıklarında koruyucu bir işlev görmektedir.Bu becerilere yeterli ölçüde sahip olan öğrencilerin, söz konusu durumun kendisi ve arkadaşları için oluşturduğu riski daha iyi değerlendirebilmeleri, riskli durumlardan kaçınmaları ve bu tür risklerin tekrar oluşmasını engellemek için gerekli önlemleri almaları beklenmektedir. Sorumluluk bilinci, empati ve duygularını düzenleme becerileri gibi çeşitli beceriler öğrencileri bu tür riskli durumlardan uzak tutmak açısından önleyici bir role bürünmektedir.

Yeniliklere Uyum

Sosyal ve duygusal becerilerin önemli bir diğer rolü de bireyleri değişimin etkilerine hazırlıklı hale getirmektir. Günümüz öğrencilerinin belirsiz bir geleceğe adapte olabilmeleri, farklı geçmişlere sahip insanlarla işbirliği yapabilmeleri, sorunları işbirliği içinde çözebilmeleri ve yeni zorluklara yenilikçi çözümler üretebilmeleri gerekecektir.Sosyal ve duygusal beceriler, çocukların özgüven, güven ve empati kapasitelerinin yanı sıra dil becerileri ile de ilişkilidir.Sosyal ve duygusal becerilerin gelişmiş olması; akademik, duygusal ve sosyal gelişimin bütüncül bir göstergesidir.Günümüzün sosyoekonomik iklimi, bireylerin özel, iş ve sosyal yaşamlarında karmaşıklığı ve çeşitliliği yönetmelerini gerektiren bir dizi zorluk ortaya çıkarmaktadır. Bu zorlukların kapsamlı bilişsel, sosyal ve duygusal becerilere sahip kişiler tarafından karşılanması muhtemeldir.Dolayısıyla sosyal ve duygusal becerilerin önemi gün geçtikçe daha da ön plana çıkmaktadır. Bu becerilere sahip olan bireyler, hızla değişen iş ve hayat koşullarına daha iyi uyum gösterebilen, daha esnek ve etkileşime dayalı süreçlere daha açık özelliklere sahip olmaktadır.

Değişen İstihdam Taleplerine Cevap Verme

Günümüzde iş piyasası önemli değişimlerden geçmekte, bu değişimler iş piyasasının talep ettiği insan kaynağının niteliklerinde de değişimlere yol açmaktadır.Mesleklerin tanımı değişmekte, kısa zaman öncesine kadar varlığına dair bir öngörü bulunmayan meslekler ortaya çıkmakta, geleneksel işçiliğe dayalı mesleklerin pazarı gittikçe daralmaktadır.Tüm bu gelişmeler, otomasyon teknolojileri ve yapay zekâya dayalı üretim teknolojilerindeki hızlı gelişimin bir sonucudur. Söz konusu dönüşüm “Endüstri 4.0” gibi küresel yaklaşımları tetiklemekte ve iş piyasaları da bu dönüşüme uyum sağlamak için mevcut süreçlerini yenilemektedir.

İş piyasasında yaşanan dönüşümler, çalışanlardan beklentileri şekillendirmektedir. Henüz yirmi yıl gibi kısa bir süre önceye göre tüm sektörlerin küresel eğilimleri izlemeye başladığı, çalışanlardan beklediği becerilerin hızla arttığı görülmektedir.Günümüzde çalışanların bilişsel becerilerle beraber sahip oldukları sosyal becerilerin de önemi giderek artmaktadır. Bunun temel nedeni, günümüzdeki üretim ve hizmet süreçlerinin daha fazla işbirliği içermesi, sunulduğu insan grubunun daha heterojen olması ve tüm bu süreçleri yönetmek için bilişsel becerilerin yetersiz kalmasıdır. İş piyasasının 2000’li yıllarda bilişsel becerileri sağladığı somut dönüşün (labor market return) 1980’li yıllara göre azaldığı gösterilmiştir.Keza geçmişte çalışanların bilişsel becerileri ile gerçekleştirilen birçok süreç (planlama, rutin süreçleri yönetme vb.) artık dijital teknolojiler tarafından gerçekleştirilmektedir.

İş piyasalarında istihdam süreçlerine odaklanan güncel bir çalışmada bireylerin üretim kapasitelerini kestirmede bilişsel ve sosyal becerilerin eğitim süresinden daha etkili olduğu gösterilmiştir.Aynı çalışmada, bireylerin sahip oldukları bilişsel becerilerin aldıkları ücretlerle daha yakın ilişkili olduğu ancak sosyal becerilerin işgücüne katılım açısından daha belirleyici olduğu ortaya konmuştur. Dolayısıyla bireylerin istihdam edilebilirliği üzerinde sosyal becerilerin rolü belirleyici olmaktadır.

Değişen bir işgücü piyasasında başarılı olmak 21. yüzyılda mesleki başarı ve disiplin bilgisinin ötesine geçen beceriler gerektirmektedir.Otomasyon teknolojilerinin sektörlerdeki yayılımı devam ettikçe, makinelerin kopyalaması daha zor olan yaratıcılık ve üstbiliş gibi becerilerin de önemi artacaktır.Bağımsız düşünme ve eylemlerimiz (ve düşüncelerimiz) için sorumluluk alma kapasitemiz daha belirleyici bir hale gelecektir. Dolayısıyla belirsizliklerin arttığı bu çağda belirsizliklerle başa çıkmak ve başarılı olmak için birçok sosyal ve duygusal özelliklerimiz öne çıkmaktadır.

Dezavantajlı Öğrencileri Destekleme
Bilişsel becerilerde olduğu gibi öğrencilere sosyal ve duygusal beceriler açısından da benzer fırsatlar sağlanması eğitimde eşitlik açısından önemlidir.Araştırmalar, güçlü sosyal ve duygusal becerilere sahip gençlerin daha yüksek akademik performansa ve daha iyi kariyer fırsatlarına sahip olma olasılıklarının daha yüksek olduğunu göstermektedir.Buna ek olarak, şiddet veya suç işleme eğilimleri daha düşük, mutlu olma olasılıkları daha yüksek ve genellikle toplumda aktif üyeler olmaya daha istekli olmaktadırlar.Tüm öğrenciler, bu becerilerin gelişimini sağlayan ve engelleyen faktörlerden etkilenebilir. Dezavantajlı geçmişe sahip öğrenciler, yakın çevrelerinden yeterli desteği almak için genellikle daha az fırsata sahip oldukları için bu becerilerini geliştirecek yeterli fırsatı bulamayabilir. Sosyal ve duygusal beceriler açısından düşük seviyede olan öğrencilerin antisosyal davranışlarda bulunma, öğrenme güçlüğü yaşama ve okulu bırakma olasılıkları daha yüksektir.Bu durum, eğitimde eşitlik açısından önemli bir sorunu işaret etmektedir ve mevcut dezavantajları artırma potansiyeline sahiptir.

Türkiye’de Sosyal ve Duygusal Beceriler Eğitimi

Türkiye’de örgün öğretim sürecindeki öğrencilerin sosyal ve duygusal becerilerine dair hedefler mevcut müfredatlardaki kazanımlara gömülü olarak yer almaktadır. Diğer bir ifadeyle öğrencilerin sosyal ve duygusal becerileri mevcut müfredatlarla güçlendirilmeye çalışılmakta, müfredatlarda yer alan kazanımların bir kısmı sosyal ve duygusal beceriler hedeflendirilerek yapılandırılmaktadır. Öğrenciler farklı zamanlarda aynı temalarla hem bilişsel hem de sosyal ve duygusal olarak karşılaşacakları için davranış değiştirme ve geliştirme olasılıklarının artması beklenmektedir. Dolayısıyla bilişsel ve sosyal ve duygusal becerilerin eş zamanlı geliştirilmesi hedeflenmektedir.

Ülkemizde öğrencilerin sosyal-duygusal becerilerini geliştirmek amacıyla hazırlanan ilk program olan “Duygusal ve Sosyal Gelişim Dersi” öğretim programı Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı tarafından kabul edilerek 2012 yılında yürürlüğe girmiştir. Bu program ülkemizde sosyal duygusal öğrenmeye ilişkin çalışmalara öncülük etmesi açısından büyük önem taşımakla birlikte; özel yetenekli öğrencilerin sosyal-duygusal becerilerini geliştirmeye öncelik vermektedir.Diğer taraftan öğrencilerin sosyal ve duygusal gelişimine yönelik kazanımların psikolojik danışma ve rehberlik alanında yoğunlaştığı görülmektedir. Türkiye’de ilk kez 2006-2007 öğretim yılında gelişimsel rehberlik anlayışı ile hazırlanan ve 1-12. sınıf kazanımlarını içeren ilköğretim ve ortaöğretim kurumları sınıf rehberlik programı, haftalık ders çizelgesinde yer alan rehberlik saatlerinde sınıf rehber öğretmeni ve psikolojik danışmanlar tarafından ilköğretim ve ortaöğretim kurumlarında uygulanmaya başlanmıştır.

OECD Sosyal Duygusal Beceriler Araştırması (SSES)

OECD Sosyal ve Duygusal Beceriler Araştırmasının ilk döngüsüne 9 ayrı ülkeden 10 şehir katılmıştır.Coğrafi olarak oldukça farklı bölgelerden ve farklı kültürlerden şehirlerin katıldığı çalışmanın bulguları oldukça heterojen bir öğrenci grubuna yönelik önemli çıkarımlar sağlamaktadır.

OECD, 2019 yılında başlattığı Sosyal ve Duygusal Beceriler Araştırması (OECD Social and Emotional Skills Study, SSES) ile iki farklı yaş grubundaki öğrencilerin sosyal ve duygusal becerilerini ölçmeyi amaçlamaktadır. Bu çalışma, OECD tarafından tümüyle sosyal ve duygusal becerilere odaklı yapılandırılmış ilk uluslararası ölçekli izleme araştırmasıdır. Başta Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı (PISA) olmak üzere çeşitli geniş ölçekli izleme çalışmalarında öğrencilerin sosyal ve duygusal becerilere odaklanan boyutlar olmakla beraber bu çalışma önemli bir kuramsal modele dayanan ve odağına bu becerileri alan ilk çalışma olma özelliğini taşımaktadır.

OECD Sosyal ve Duygusal Beceriler Araştırması ile Ölçülen Beceriler

a) Başlarıyle etkileşimde olma
b) Açık fikirlilik
c) İş birliği
d) Duygu düzenleme
e) Görev performansı




Araştırmanın Sonucu

Sosyal ve duygusal beceriler, bireylerden beklenen 21. yüzyıl becerileri içinde yer alan ve bilişsel becerilere destek olan önemli özelliklerdir. Eğitim sistemlerinde yapılan revizyonlarda sosyal ve duygusal becerilere daha fazla yer ayrıldığı, bu konudaki kazanım ve becerilerin gittikçe daha fazla vurgulandığı görülmektedir. Öğrencilerin öğrenme süreçlerini desteklemesi, davranış problemlerini azaltması, sosyal ilişkilerini ve sorumluluk alma eğilimlerini geliştirmesi, değişen işgücü piyasası taleplerine karşılık verebilmesi ve dezavantajlı öğrencilere destek olabilmesi dolayısıyla bu becerilere atfedilen önem de zaman içinde büyük bir artış göstermiştir.

OECD, 2019 yılında ilk kez tamamen sosyal ve duygusal becerilere odaklanan geniş ölçekli bir araştırma başlatarak iki farklı yaş grubunda bu becerileri ölçmeyi hedeflemiştir. Daha önce PISA’da bir bölüm halinde ele alınan sosyal ve duygusal becerilerin bu çalışmada daha detaylı ve teknik açıdan daha yüksek nitelikle ele alınması amaçlanmıştır. Bu kapsamda 9 ülkeden 10 ayrı şehirde uygulamalar yapılmış, bu uygulamalarda öğrencinin kendisi, velisi ve öğretmenlerinden veri toplanarak veri çeşitlemesi (data triangulation) sağlanmıştır. Çalışmada temel alınan sosyal ve duygusal beceri modeli, beş faktörlü kişilik kuramına dayalı olarak yapılandırılmıştır. Bu model kapsamında katılımcı tüm ülke ve şehirlerdeki öğrencilerin görev performansı, duygu düzenleme, iş birliği, açık fikirlilik, başkalarıyla etkileşimde olma ve bileşik beceriler ve bu becerilere bağlı olan alt becerilerde karşılaştırmalı olarak değerlendirilmesi mümkün hale gelmiştir.

Çalışmanın öne çıkan ilk bulgusu yaşça küçük öğrencilerin sosyal ve duygusal becerilerinin daha yüksek olmasıdır. Sonuçlar, 10 yaş grubundaki öğrencilerin neredeyse tüm alt becerilerde 15 yaş grubundaki öğrencilerden daha yüksek puanlara sahip olduğunu göstermiştir. Bu sonuç, ergenliğe geçiş sürecinde öğrencilerin yaşadığı biyolojik ve psikolojik zorluklardan sosyal ve duygusal becerilerin de etkilendiğini gösteren çalışmalarla uyumludur (Goldbeck vd., 2007; Kekkonen, Kraav ve Tolmunen, 2020). Çalışma bulguları ayrıca öğrencilerin yaşam doyumlarının da yaşla yakından ilişkili olduğunu, tüm katılımcı şehirlerde 15 yaş grubu öğrencilerin yaşam doyumlarının 10 yaş grubu öğrencilerden daha düşük olduğunu göstermektedir. Ergen öğrencilerin sosyal ve duygusal becerileri ve yaşam doyumlarında görülen düşüşler onların bu süreçte daha fazla desteklenmelerine yönelik ihtiyacı da göstermektedir. Bu geçiş döneminde eğitim performansında düşüş, disiplin sorunları, geleceğe yönelik kaygılar, okul terki vb. sorunların daha sık görülmesinin nedenleri arasında bu becerilerdeki düşüşün olduğu değerlendirilmektedir.Dolayısıyla öğrencilerin sosyal ve duygusal becerilerinin de bilişsel beceriler gibi yakından izlenmesi ve ergenlik döneminde bu konudaki desteklerin artırılması önem teşkil etmektedir. Bu desteklerin yalnızca okul psikolojik danışmanları ve rehber öğretmenlerin sorumluluğu olarak görülmemesi, okul ve eğitim kurumlarındaki tüm paydaşların söz konusu değişimler hakkında bilgilendirilmesi ve yapabilecekleri hakkında eğitim alması büyük bir öneme sahiptir.

Çalışmanın diğer bir önemli bulgusu da cinsiyetin her iki yaş düzeyinde de sosyal ve duygusal beceriler üzerinde önemli farklara yol açmasıdır. Kız öğrencilerin görev performansı, iş birliği, açık fikirlilik ve bileşik becerilerde erkek öğrencilerin ise duygu düzenleme ve başkalarıyla etkileşimde olma becerilerinde daha yüksek puanlara sahip olduğu belirlenmiştir. Uluslararası başarı izleme çalışmalarına katılan birçok ülkede kız öğrencilerin erkek öğrencilerden daha başarılı olması bulgusu da elde edilen sonuçlar açısından aydınlatıcıdır zira akademik başarıyla daha ilişkili sosyal ve duygusal becerilerde kız öğrencilerin daha yüksek puanlar aldığı görülmektedir. Cinsiyet grupları arasındaki bu farklılaşma, öğrencilerin sosyal ve duygusal beceriler açısından ihtiyaçlarının da cinsiyet gruplarına göre çeşitlenebileceğini işaret etmektedir. Bu konudaki önemli bulgulardan birisi de akademik başarıyla yakından ilişkili olan öz yeterlik becerisinde kız öğrencilerin 10 yaş grubunda daha yüksek puana sahipken 15 yaş grubunda erkek öğrencilerin daha yüksek puana sahip olmasıdır. Bu sonuç, kız öğrencilerin ergenlik sürecinde kendilerini yeterli görme düzeylerinin erkeklere göre daha düşük bir seviyeye indiğini işaret etmektedir. Ayrıca bu sonuç ergenlik döneminde benlik algısının cinsiyete bağlı olarak gelişimindeki farklarla ilişkilendirilebilir. Kız öğrencilerin desteklenmesi sürecinde bu sonucun dikkate alınması, birçok olumlu psikolojik özellikle de ilişkili olan yeterlik algılarına odaklanılması önemli katkı sağlayacaktır.

Diğer taraftan çalışma bulguları sosyal ve duygusal becerilerin sosyoekonomik düzeyle yakından ilişkili olduğunu göstermiştir. En önemli bulgulardan birisi, tüm katılımcı şehirler bir arada düşünüldüğünde sosyoekonomik açıdan avantajlı öğrencilerin sosyal ve duygusal becerilerde daha yüksek puanlara sahip olmasıdır. Bu durumun olası nedenlerinden birisi, yüksek sosyoekonomik düzeydeki ailelerin çocuklarının akademik başarısının yanı sıra sosyal ve duygusal gelişimleri için daha fazla yatırım yapması ve onları daha fazla desteklemeleridir. Yapılan çalışmalar sosyoekonomik açıdan avantajlı ailelerin çocuklarının müfredat dışı etkinliklere daha fazla katıldığını ve kişisel gelişim imkânlarına sahip olduğunu göstermektedir (Conger, Conger ve Martin, 2010). Diğer bir ifadeyle sosyoekonomik açıdan avantajlı öğrenciler bu avantajlarını sosyal ve duygusal özellikler açısından da devam ettirmektedir. Bununla birlikte, İstanbul bu konuda bir istisna oluşturmuş ve sosyoekonomik düzeyin sosyal ve duygusal becerilerle en zayıf ilişkiye sahip olduğu şehirler arasına girmiştir. Eğitimde eşitlik açısından olumlu olan bu sonuçla birlikte genel bulgular sosyoekonomik açıdan dezavantajlı öğrencilerin bilişsel becerilerin yanı sıra sosyal ve duygusal beceriler açısından desteklenmesinin önemini işaret etmektedir. Sosyoekonomik açıdan dezavantajlı öğrencilerin desteklenmesi okullar arası başarı farklarının azalmasına katkı sağlaması açısından da kritik öneme sahiptir.

Sosyal ve duygusal becerilerin akademik başarı ile ilişkisine dair bulgular söz konusu ilişkilerin kısmen zayıf olduğunu ancak belirli sosyal ve duygusal becerilerin akademik başarıyla tutarlı şekilde ilişki gösterdiğini işaret etmektedir. Merak ve sebat, neredeyse tüm katılımcı şehirlerde akademik başarı göstergeleriyle anlamlı ilişkiler göstermektedir. Bu bulgu, merak duygusu teşvik edilen ve öğrenmek için sebat eden öğrencilerin akademik başarılarının artmasının muhtemel olacağını göstermesi açısından önemlidir. Ayrıca aile ve öğretmen beklentilerinin bu başarıyı daha da yukarı taşıyabileceği görülmektedir. Güvenin de özellikle matematik başarısıyla tutarlı şekilde ilişkili olması, okullarda öğrencilerin akranlarına ve öğretmenlerine güven duymalarının önemine işaret etmektedir. Bulgular bir arada değerlendirildiğinde eğitim süreçlerinin öğrencilerin ilgilerini artıran ve meraklarını güdüleyen şekilde yapılandırılmasının, öğrencilerin hata yapmaktan ve yargılanmaktan korkmadığı bir güven ortamının oluşturulmasının akademik başarıya katkı sağlayacağı ifade edilebilir. Sorumluluk, merak ve sebat becerilerinde daha yüksek puan alan öğrencilerin yüksek öğretimi tamamlamaya yönelik beklentilerinin da yüksek olması, bu becerilerin yalnız mevcut akademik başarıyı değil uzun vadeli eğitim başarısına dair önemli göstergeler olduğunu işaret etmektedir. Öğrencilerin bilimsel temelli ya da yaratıcılığa dayalı mesleklere yönelik beklentileriyle ilişkili becerilerin farklılaşması, bu becerilere dair yapılacak değerlendirmelerin öğrencilerin tercihlerinde yol gösterici olabileceğini işaret etmektedir. Dolayısıyla öğrencilerin sosyal ve duygusal becerilerine yönelik ayrıntılı değerlendirmeler, mesleki rehberlik hizmetlerinin etkinliğini artırmada da önemli katkılar sağlayabilir.

Çalışmada merak ve yaratıcılığa dayalı bulgular bu iki becerinin birbirinden beslendiğini doğrulamaktadır. İşgücü piyasasının talepleri arasında değerlendirilen ve 21. yüzyıl becerileri kapsamında olan yaratıcılık becerisinin özellikle 10 yaş grubu öğrencilerde daha yüksek olması ve birçok şehirde zaman içinde azalması önemli bir bulgudur. Bu sonucun olası nedenleri arasında lise düzeyinde öğrencilerden beklentilerin artması, öğrencilerin beklentileri karşılamak için daha tanımlı ve rutin görevleri tercih etmeleri ve yaş ilerledikçe hata yapmaktan, yargılanmaktan korkma nedeniyle yenilikçi tecrübelerden uzaklaşmaları ve normlara uyma eğilimindeki artış gösterilmektedir. Diğer taraftan bulgular, öğrencilerin yaratıcılık becerilerini korumak ve şartlar elverdiğince desteklemek için yaratıcılıklarını bireysel ve grup içinde gösterebilecekleri eğitim fırsatlarının önemini göstermektedir. Öğretmenlerin seçtikleri öğretim yöntemleri ve etkinliklerde öğrencilere yenilikçi bakış açıları sunmaya çalışmaları, yaratıcı çözümleri teşvik etmeleri bu becerileri desteklemek için yararlı olabilir. Yaratıcılık ve merak becerilerindeki değişimin çok büyük oranda okul içinde gerçekleşmesi ve okullar arasındaki farklılıkların oldukça sınırlı olması, okul içinde gerçekleştirilecek bu tür teşviklerin öğrencileri motive etmek için önemli kaynaklar olabileceğini işaret etmektedir.

Çalışmada son bölümde sunulan bulgular okuldaki sosyal ilişkilerle sosyal ve duygusal beceriler arasındaki ilişkilere odaklanmıştır. Daha önceki bulgularda dolaylı olarak yorumlanan ilişkiler bu bölümün odağı olmuş, öğretmen-öğrenci etkileşiminin okula aidiyetle doğrudan ve anlamlı ilişkisi olduğu gösterilmiştir. Tüm katılımcı şehirlerde söz konusu ilişkilerin pozitif ve anlamlı olması, buna karşılık zorbalığın bu ilişkiyi tehdit eden bir unsur olarak öne çıkması okul ikliminin önemi hakkında önemli ipuçları vermektedir. Öğrencilere güven veren, öğretmenleriyle rahat iletişim kurabildikleri, hata yapmaktan korkmadıkları bir okul ikliminin geliştirilmesinin okula aidiyet hissine katkı sağladığı görülmektedir. Bu bölümde elde edilen bulgular, öğrencilerin sorumluluk, merak, güven gibi öne çıkan sosyal ve duygusal becerileri için öğrenci-öğretmen etkileşimi ve güvenli okul ortamının katkısını işaret eden önceki bulgularla uyum içindedir.

Görüldüğü üzere, çalışmada elde edilen bulgular bir araya getirildiğinde sosyal ve duygusal beceriler bilişsel becerileri de destekleyen önemli bir role sahiptir ve okul ikliminden büyük ölçüde etkilenmektedir. Bilişsel becerilerde olduğu gibi öğretmenlerin eğitim sürecinde sosyal duygusal becerileri de dikkate almaları, farklı yaş gruplarında yaşanabilecek değişimlere hazırlıklı olmaları, özellikle öğrencilerin merak ve yaratıcılık becerilerini teşvik edebilmelerinin eğitim niteliğine katkı sağlayacağı öngörülmektedir. Çalışma bulguları ayrıca okul yöneticileri ile birlikte öğretmenlerin iletişime açık olmaları, okul iklimini olumlu hale getirmek için sorumluluk üstlenmeleri, okullardaki psikolojik danışma ve rehberlik hizmetlerinin sosyal ve duygusal becerileri yakından izlemek için kullanılmasının da yarar sağlayacağını işaret etmektedir.

KAYNAK: MEB (OECD Sosyal ve Duygusal Beceriler Araştırması Türkiye Ön Raporu)

Güncelleme Tarihi: 18 Temmuz 2022, 21:37
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER